Hayali Cemaatin Garip Patriği

Arkın TEPELİ

Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi, Zeki Erenerol tarafından kuruldu. Asıl adı Paylos Karahisaritis olan Erenerol, patrik olunca Papa Eftim adını aldı. Aile Gagavuz Türklerinden olduğunu söylüyordu. Ancak tarihi kayıtlara göre Papa Eftim’in annesi Rum, babası Ermeni’ydi. Kayseri’deki patrikhane kuruluşundan kısa süre sonra İstanbul’a taşındı. Rumlara ait üç kiliseyi işgal etti. Şimdi dördüncü kuşak patrik iş başında. Patriğin kardeşi ise Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu yargılanıyor…

Fantastik edebiyatla aranız nasıldır, bilemem. Ben hayranıyım. Özellikle Yüzüklerin Efendisi ve Narnia Günlükleri başucu kitabım. Hani derler ya ıssız bir adaya düşsen yanında ne götürürsün diye. Benim için bu liste hazır. Sizde varolmayan ülkelere, çağlara kaçmak için bu kitapları tercih ediyorsanız Alberto Manguel ve Gianni Guadalupi’nin adını mutlaka duymuşsunuzdur. İkilinin birlikte kaleme aldıkları bir kitapları var: Hayali Yerler Sözlüğü. Bu kitapta dünyanın dört bir yanından, tüm zamanlardan, “yazıdan, perdeden ve sahneden” seçilmiş varolmayan ülke, ada, yer ve yapılar anlatılıyor. Narnia’dan Yerdeniz’e, Orta Dünya’dan Jurassic Park’a kadar edebiyatçıların can verdiği mekanlar Hayali Yerler Sözlüğü’nün konusu.

Ben olsam benzeri bir çalışmayı Türk edebiyatı, tiyatrosu ve sineması için de yapardım. İlk sırayı belki Kaf Dağı ya da Ergenekon Destanı’ndaki Demirkapı alabilir. Ama hiç şüphesiz favori mekanım “Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi” olurdu. Bu patrikhane bildiğiniz, sık sık haberlere konu olan İstanbul-Fener’deki Rum Ortodoks Patrikhanesi değil. Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş, iddiası “Ortodoks”luğu temsil olan yeni bir yapı. Ama kurulduğu günden bu yana cemaati, sahip olduğu üç kiliseyi dolduracak kadar mümini yok.

Bu “yok” patrikhanenin patriği dört nesildir Erenerol ailesinden. Aile dışında da patrikhaneye bağlı bir isim bilinmiyor. Erenerollar ilginç bir aile. Patrik III. Eftim öldüğünde Rum mezarlığına defnediliyor ama İstanbul müftüsü başında “Fatiha” okuyor. Patrikhane sözcüsü Sevgi Erenerol, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nden geçmişte milletvekili adayı. Türk olduklarını iddia ediyorlar ama Papa I. Eftim (Zeki Erenerol)’in kardeşleri mübadeleyle Yunanistan’a göç etmiş. Hâl böyleyken Sevgi Erenerol, 6. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Toplantısı’nda “Türk Milliyetçisi” sıfatıyla konuşuyor, katılımcılara “Turancılar” diye hitap ediyor..

Bu patrikhanenin zangoçu, Kutsal Meclisi, kandilcisi yok. Ama patriği ve gelirleri patrik ailesine akan çokça “emvali” var. İsterseniz bu garip patrikhanenin çok da uzak olmayan geçmişinden başlayalım ve günümüze doğru bir yolculuğa çıkalım…

İSTİKLÂL MADALYALI PATRİK
Bu kilisenin kurucusu Eftim’di. Eftim, Pavlos Karahisaritis’in seçtiği kilise adıydı. Sonradan Rum isminden memnun olmadığı için Zeki Erenerol ismini almıştı. Eftim Kapadokya’nın Türkçe konuşan Karamanlı Rum toplumundandı. Yozgat-Akdağmadeni’nde 1884’te doğdu; 1912’de diyagos ve 1915’te papaz oldu. Kendisini Kayseri Metropoliti Nikolas takdîs etti.

Gümüşhane, Antalya ve Konya metropolitlerinin katılımıyla Kayseri’deki Zincirdere Manastırında (21 Eylül 1922) bir kongre düzenledi ve burada Bağımsız Türk Ortodoks Patrikliği’ni ilan etti. Kendisi de patrik oldu.1919-1922 yılları arasında yaşanan Türk-Yunan Savaşı’nda Mustafa Kemal’ın yanında “Umum Anadolu Türk Ortodoksları Cemaatleri” adı ile yer almıştı. Sonradan Mustafa Kemal Eftim’i ve ailesini Yunanistan’a göç etmekten muaf tutmuştu. 30 Ocak 1924′te imzalanan Lozan Mübadele Sözleşmesi’ne göre İstanbul, İmroz ve Bozcaada’daki Rumlar hariç Türkiye’deki bütün Rumlar ve Kuzey Yunanistan Türkleri hariç Yunanistan’daki bütün Türkler yer değiştirdi. Mustafa Kemal’e göre “Papa Eftim Kurtuluş Savaşı’na bir ordu kadar hizmet etti” ve bu yüzden kendisine İstiklâl Madalyası verildi. 1924 tarihli bir kararname ile Papa Eftim ve ailesinin mübadele edilmeyip, İstanbul’a yerleşmesine izin verilmesi kararlaştırıldı. Yalnız bir kız kardeşi onunla kaldı, diğer iki kız kardeşi ve bir erkek kardeşi, Selanik yakınlarında Pellas vilayetinin Arides kasabasına yerleşti.

Sebebi belli olmamasına rağmen kesin olan Papa Eftim’in İstanbul Rum Patrikhanesi’ne karşı tutumunun çok eskiden beri düşmanca olmasıydı. 1921’de “Fener Patrikhanesinin ışıklarını söndüreceğim ve bunu çok çabuk yapacağım” demişti. Papa Eftim’in oğlu Selçuk Erenerol’a göre, Mustafa Kemal Papa Eftim’den İstanbul Rum Patrikhanesi’nin başına geçmesini istemiş. Papa Eftim, “Benden üstün dini ruhbanlar dururken benim o makamı doldurmam mümkün değil” diyerek görevi kabul etmemişti. Bu sırada büyük bir tevazu gösteren Papa Eftim sonraki yıllarda aynı alçakgönüllüğü göstermeyip kendisine anlamsız unvanlar vermiş ve İstanbul Rum Patrikhanesi’ni işgal etmişti.

RUM MEZARLIĞI’NA GÖMÜLDÜ
Papa Eftim Galata’da birkaç taraftar kazanmayı başarmıştı. Galata Istanbul’un Rum toplumunun büyük bir bölümünün yaşadığı bir semtti. 1 Haziran 1923’te Eftim’in taraftarları Patrik IV. Meletios’u kaçırmaya çalışmıştı. 2 Kasım 1923’te de Papa Eftim Fener’de Sen Sinod (Ruhani Meclis) toplantısını bastı ve kendini “Bütün Ortodoks Cemaatleri Vekil-i Umumisi” ilân etti. 6 Aralık 1923’te yeni Rum Patrik VII. Grigorios ismi ile seçildiğinde, Papa Eftim ikinci kere Patrikhaneyi bastı. Fakat bu kez polis nedense Papa Eftim’i Patrikhane’den çıkmaya mecbur etti.

Seçilmesinin ardından VII. Grigorios Türk devletine sadakâtini ilan etti ve 25 Aralık 1923′te Mustafa Kemal kendisine bir telgraf göndererek teşekkür etti. Bu evrede devlet Papa Eftim’e açıkça yardım etmemeye karar verdi; artık bu “Türk Ortodoks” mayasının tutmayacağı belli olmuştu ve Rum toplumundan bu kiliseye geçişler gerçekleşmemişti. Aynı zamanda gelişen Türk-Yunan ilişkilerinin çerçevesi içinde en azından kısa bir süre için Türkiye, Rum azınlığa karşı politikasını değiştirmişti.

6 Haziran 1924′te patrikhanenin merkezinin Kayseri’den İstanbul’a taşınması kararı alındı ve 14 Ağustos 1924’te Panayia (Meryem Ana) kilisesine el konuldu. Eftim, Patrikhane ile arası kötü olan Galata Rum cemaatinin ileri gelenlerinin de teşvikiyle bu kiliseye yerleşmişti. Artık Anadolu’da Rum kalmamıştı ve bu ‘kilisenin’ amacı Rum toplumundan üye çalmaktı. Ancak kilise bu amacına hiçbir zaman ulaşamadı.

Atatürk’ün vefatından sonra, Papa Eftim devletin gözünde prestijini kaybetmiş ve devlet yavaş yavaş bu işten elini çekmişti. Gölgede geçen uzun yıllardan sonra, 27 Mayıs1960 darbesinin ardından kendisi için yeni bir fırsat çıkmıştı. Darbenin liderlerinden Alpaslan Türkeş bu “patrikhane” ile ilgileniyordu. Fakat yeni rejim bir müddet sonra Türkeş’i sürgüne gönderdi ve Türk Ortodoks Patriği yeni hükümetin desteğini istediği düzeyde kazanma şansını kaybetti. Halbuki Eftim devlete hizmet etmeye devam etmişti. 1953’te Rum Ortodoks Patriği Atenagoras’a karşı protesto yürüyüşü düzenlemişti ve İstanbul Rum Patrikhanesi’ne karşı demeçler vermeye devam etmişti. Bu arada 1965 yılında Galata’da iki kiliseye daha el koymuştu: Ayios İoannis ve Ayios Nikolaos. Dönemin kolluk kuvvetleri bu durumu görmezden geldi ve İstanbul Rum Patrikhanesi’nin şikayetlerini dikkate almadı.

1962’de Papa Eftim hastalanıp dini görevlerini yapamaz olmuştu. Oğlu Turgut (Yorgo) Erenerol yerine Papa Eftim II adıyla geçti ve o da “patrik” oldu. Papa Eftim, 1968 yılında vefat etti. Rum Ortodoks Patrikhanesi Şişli Rum Mezarlığı’na defnedilmesine karşı çıktı ancak yetkililerin müdahalesi ile en nihayet oraya gömüldü. Cenaze törenine milletvekilleri, senatörler ve devlet görevlileri katılmıştı. Bu mezarlığa daha önce Erenerol ailesinden Papa Eftim I’in karısı Mariya gömülmüştü. Mariya’nın hemen yanındaki mezarlarda ise çiftin akrabaları Sokrat, Niko, Evanfiye, Resbina ve Meri bulunuyordu.

ANNE RUM, BABA ERMENİ
Papa Eftim’in, Keskin’de metropolit olduğu 1918 yılında eşi Mariya’dan peş peşe üç kız çocuğu oldu. O dönemde İstanbul Rum Patrikhanesi’ne bağlı olduklarından çocuklara Meri, Polyanna ve Natalia ismi verildi. Bir süre sonra Eftim, İstanbul Rum Patriği ile bağını kopararak Atatürk’ün çevresine girdi. Türk olduğunu ilan eden Eftim, bu tarihten sonra doğan çocuklarına Turgut ve Selçuk isimlerini koydu. Turgut’un evdeki ismi ise hep Yorgi olarak kaldı. Papa Eftim kendisini her ne kadar Türk olarak tanımlasa da nüfus kütüğü bu bilgiyi doğrulamıyor. Zeki Erenerol’un “Türk” olduğuna dair bir emare bulunmuyor. Papa Eftim’in baba adı Baraş, anne adı ise Mariya’ydı. Mariya Aynaroz Adası Rumlarındandı. Babası Baraş ise Ermeni’ydi.

Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin başından beri en temel sorunu “cemaat”ti. Bu patrikhanenin hiçbir zaman dişe dokunur bir cemaati olmamıştı. Patrikhane Kayseri’de kurulurken amaçlanan Kapadokya Rumları arasında neşv-ü nema bulmaktı. Ancak mübadele kararı ile bu durum ortadan kalktı. Bunun üzerine patrikhane merkezi İstanbul’a, Galata’ya taşındı. Patriklik bir taraftan buradaki Rumlar arasında taraftar bulmaya çalışıyordu. Diğer taraftan da kendisine cemaat oluşturabilmek için yurtdışında çeşitli çalışmalar yapıyordu. Bunlar içinde en göze çarpanı bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı da Şaman olan Gagavuz Türklerini cemaate kazandırmak için yapılan projeydi. Türkiye’nin Romanya büyükelçisi, Kurtuluş Savaşı’nın ünlü isimlerinden Hamdullah Suphi Tanrıöver bu proje için büyük uğraşlar vermişti. Romanya’daki Gagavuzları İstanbul’daki Türk Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlamak amacıyla bu ülkeyi baştan başa dolaştı. Onları kitleler hâlinde Türkiye’ye getirmek üzereyken İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Böylece proje askıya alındı. Fakat, Tanrıöver savaş başlamadan önce bir model oluşturmak için 1935’te 70 kadar kızlı-erkekli Hıristiyan gencini İstanbul’a getirmeyi başarmıştı. Çeşitli okullara yerleştirilen bu gençlere mezuniyetlerinden sonra nüfus cüzdanları verildi. 16 Eylül 1943’te çıkarılan ve İsmet İnönü’nün onayladığı bir kararla bu gençlere ait hüviyet cüzdanlarına Hıristiyan Türk Ortodoks yazıldı. Papa Eftim I’in böylece ilk “mümin” kitlesi oluştu. Her hafta düzenli olarak Panayia Kilisesi’ne, ayin için gidiyorlardı. Ancak, cemaatin sayısını artırma projesinde evdeki hesap çarşıya uymadı. Bir süre sonra gençlerin önemli bir kısmı Müslüman oldu. Diğerleri de patrikhane ile ilişkisini kesti. Buna fena hâlde sinirlenen Patrik Eftim I, Hamdullah Suphi Tanrıöver’e sitemini şöyle dile getirir: “Benim yetmiş kişilik gencime sahip çıkmadınız. Müslümanlığın kitabında yetmiş kişi mi noksandı?”

TÖREN YAPACAK PAPAZ YOK
Papa Eftim, 1968 yılında öldü. Oğlu Turgut Erenerol II. Eftim olarak yerine geçti. Onun 1991’deki ölümü üzerine de küçük oğlu Selçuk Erenerol III. Eftim oldu. 20 Aralık 2002’de Selçuk Erenerol da ölünce onun yerine oğlu Ümit (Paşa) Erenerol IV. Eftim olarak Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin başına geçti. Selçuk Erenerol’un oğlu Paşa’dan başka Sevgi ve Cancan adında iki kızı bulunuyor. En büyük çocuk Sevgi hep göz önündeyken patrikhanenin kasası durumunda olan küçük kardeş Cancan’ı tanıyan pek yoktu.

Değişik devirlerde Türk Ortodoks Patrikhanesi, İstanbul Rum Patrikhanesi ile devlet arasında güven ortamını baltalamak için çeşitli demeçler verdi. Papa Eftim I.’in başlattığı bu gelenek bugüne kadar devam etmiştir. 1972 yılında II. Eftim “Fener Patrikhanesi’nin bir an önce Türkiye hudutlarının dışına çıkarılmasını istiyoruz. Çünkü Türkiye’de bir Türk (vatandaşı) ortodoks toplumu vardır. Rumların işi ne? Şayet Rumluğu bırakırlarsa o vakit diyeceğimiz yok” dedi.

1991’de Papa Eftim II öldüğünde kilisede dini ayin yapabilecek din adamı yoktu. Kardeşi Selçuk Erenerol Papa Eftim III. ismiyle “patrik” oldu. Selçuk Erenerol, İstanbul Rum Patrikhanesi ve genellikle Rumlara karşı beyan verme geleneğine devam etti: “Bartholomeos (bugünkü Patrik)… Heybeliada ruhban okulunu açacak …. Ruhbanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma mecburiyeti kalkacak. En korkulan nokta ise bunun Vatikan usülü olmasıdır. Bu noktaya gelindiği an (İstanbul bizimdir) deyip, mal varlıklarını talep edecekler. Zaten İstanbul için Konstantinopol lafını kullanmaları da bu günlere hazırlık yaptıklarını gösteriyor.” Demişti.
2000 yılında, “Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu” gibi gösterişli bir ünvan taşıyan patriğin kızı Sevgi Erenerol, İstanbul Rum Patrikhanesini “devlet içinde devlet” olmakla suçladı. Bu suçlamanın nedeni İstanbul Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’yi ziyaret eden Alman Cumhurbaşkanı’na Aziz Andrea nişanı vermesiydi. Sevgi Erenerol bu açıklamasında yabancı politikacıları kendi patrikhanesini ziyaret etmedikleri için sitem ediyordu.

Sevgi Erenerol devletin milliyetçiliğini yeterli görmeyip Kültür Bakanlığının yayınladığı “İnanç ve Kültür Turizmi” adı altında bastırılan harita ve kitapçıkları da eleştirmişti. Sevgi Erenerol, 6. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı için hazırlanan konuşmasında “Turan’ın asil evlatları, Bozkurt’un ülkesine hoş geldiniz! Nevruz Bayramınız kutlu olsun” diye başlayıp Turan fikrini savunan bir konuşma hazırlamıştı. Bu konuşma kurultayda yapılamamıştı ama Türk derin devletiyle oldukça iyi bağlantıları olan Yeni Hayat dergisinde kendisine yer bulabilmişti.

GAYRİMENKUL ZENGİNİ
Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi, varlığını sürdürdüğü uzun yıllar boyunca sadece demeç vermekle yetinmedi. 1930’lu yılarda Gagavuz Türkleri’nden cemaat edinme çalışması başarısız bir deneme olmaktan öteye gidememişti. Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra bu proje tekrar gündeme geldi. Zaten el altından Erenerol ailesinin Gagavuz Türkü olduğu bilgisi de yayılıyordu. Patrikhane 1990’ların başında tekrar harekete geçti. Patrik Selçuk Erenerol, 1995’te dönemin hükümetinde yardım istedi. Ankara’daki temasları sırasında, “Üç bin kadar Gagavuz Türkünün temin edilmesi ve bunların cemaat olması için bütçe tahsis edilmesini talep ediyoruz” görüşünü dile getirmişti.

Erenerol aynı tarihlerde röportaj verdiği Siyah Beyaz dergisine, her on beş günde bir Milli İstihbarat Teşkilatı ile görüştüğünü söylemişti. Sonra yaşanan gelişmeler devletin ilgili birimlerinin Erenerolların taleplerine sıcak yaklaşmadığını göstermişti. Bunun üzerine Selçuk Erenerol’un kızı Sevgi Erenerol farklı arayış ve bağlantılara girdi. Dedesine Atatürk tarafından gösterilen ilgiyi arıyordu.

Sevgi Erenerol, bu amacına ulaşmak için milliyetçi ve ulusalcı açıklamalarıyla gündeme geldi. Türkiye’de misyonerlik çalışmalarına karşı öne çıkan isim oldu. Kilise evlerinin sayısının arttığını iddia etti. İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü’ne üye olduğu iddiasıyla tutuklanan yazar Ergün Poyraz’ın da aralarında bulunduğu bazı kişilerle Ayasofya Derneği’ni kurdu.

Hiçbir kilisenin varlığını tanımadığı Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi verdiği hizmetlerin karşılığını fazlasıyla aldı. Faaliyetlerini “Bağımsız Türk Ortodoks Kiliseleri Başpapazlığı Vakfı” adıyla yürüten kilise tam bir gayrimenkul zengini. Patrikhanenin Beyoğlu ve Karaköy mıntıkasında yirmiden fazla dükkânı ve iki büyük iş hanı var. Bu han ve dükkanlarda iki yüze kiracı bulunuyor. Kira gelirleri olmayan cemaatin giderleri için harcanıyor. Bu parada söz sahibi tek; Erenerol ailesi.

Patrikhane kurulduğu günden beri milliyetçi dürtülerle hareket etmişti. Ancak buna rağmen Papa Eftim I, 1946 yılında verdiği bir dilekçe ile askerlik çağı gelen oğlunun, bu hizmetten muaf tutulmasını istemişti. İkinci Dünya Savaşı öncesinde İtalya’da iktidara gelen Mussolini’ye de kutlama telgrafı çekmişti. Bu kilise, Ortodoks bir kilise örgütlenmesinin sahip olması gereken asgari koşullara hiçbir zaman sahip olmamıştı. Örneğin Ortodoks ilahiyatına göre episkoposların ilahiyat eğitimi almak zorunda olmalarına rağmen, ne Papa Eftim I. ne de oğulları bu eğitimi almışlardır. Bir diğer zorunluluk, patriği din adamlarından oluşan bir Kutsal Meclis (Sen Sinod)’in seçmesiydi ki bu da bu kilisede hiç gerçekleşmemiştir. Bir diğer koşul olan episkoposların evlenmeme geleneğine, ne Papa Eftim I. ne de oğulları uymuştu. Papa Eftim’in bir oğlu (Turgut Erenerol) doktor, bir oğlu (Selçuk Erenerol) tüccardı.

90 yıllık adıyla Müstakil Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin ve Erenerol ailesinin öyküsü böyle. Bu patrikhane bana biraz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hatırlatıyor; Kimsenin tanımadığı, illegal yapılanmaların kol gezdiği küçük, korsan bir ülkeyi…



© 2009 Chronicle Dergisi