Elmina Kalesi

Onur EYÜBOĞLU

Portekizliler Altın Sahili’yle, 1471’de tanışmışlardı. Afrika’nın bereketli topraklarında olduğu söylenegelen altın ve fildişinin cazibesi, Afrika’nın güneyinden Hindistan’a ulaşıp Hindistan’la Arap tüccarlarının aracılığı olmadan ticari ilişkiler kurmanın yanı sıra Hıristiyan misyonerliği gibi dini sebepler de Portekizliler’i Afrika’yı keşfetmeye teşvik ediyordu.

Portekizliler tarafından 1482’de inşa edilen “Sao Jorge da Mina” kalesi, 1471’de keşfedilen altın zengini toprakları korumak için yaptırılmıştı. 1486’da planlandığı şekliyle bitirilen kale sayesinde Mina kasabası şehir statüsüne erişmişti. Mimari açıdan, Tropik Afrika’daki, Avrupa yapımı ilk büyük bina olarak bilinen Elmina Kalesi’nin konumu Portekizli denizciler tarafından özenle seçilmişti. Dar bir burnun ucunda konuşlanmış olan kalenin bir tarafında Atlantik Okyanusu bir tarafında ise Benya Irmağı yer alıyordu. Kalenin önünden denize doğru uzanan burun ise gemilerin demirlemesi için doğal bir liman işlevi görüyordu. Gerek denize hakim, gerekse güvenli bir liman olması Elmina Kalesi’nin stratejik önemini arttırıyordu.

Mina kalesi ilk başta ticaret için inşa edilmişti. Bölge ticari ilişkilere elverişli bir alandı, zaten Portekizliler Mina’ya gelmeden önce de bölgede ticaret sanıldığından daha fazla gelişmişti. 1471 yılında Portekizliler şu anki Gana topraklarındaki Mina bölgesini keşfettiğinde buraya gelen ilk Avrupalılar’dı ancak ilk denizciler değillerdi. O zamana kadar Elmina civarında yaşayanların Fante’ler olduğu tahmin ediliyor. Ataları madencilik ve ticaretle uğraşan Fante’ler, Akdeniz ve Yakın Doğu’ya Ortaçağ’dan beri altın satıyorlardı. Merkezi bir yönetime sahip olmayan bölgeyi, irili ufaklı pek çok kabile ve küçük krallıklar yönetiyordu. Elmina ise Fetu ve Eguafo adında iki küçük krallığın arasında kalan bir bölgeydi. Elmina Afrika’nın kuzey bölgesiyle ve özellikle Sudan’la güçlü ticari ilişkiler içerisindeydi.

İlk önce ticaret merkezi olarak kurulan kale sonra Atlantik köle ticaretinin en önemli duraklarından biri haline geldi. Portekizliler, Cezayir’den büyük miktarlarda elbise, battaniye, kumaş, iç çamaşırı; Kuzey Avrupa’dan bakır, metal kelepçeler, tencereler alıyor, karşılığında Mina’dan çıkarılan altın tozlarını ve bunlardan yapılan ziynet eşyalarını satıyordu. Özellikle kıyafet ticaretinin yüksek boyutlarda olması, hammaliye gereksinimini arttırdı. Hem iç bölgelere, hem de deniz kıyılarına yapılan bu taşımacılığa yöre halkının gücü yetmeyince Portekizliler 16. yüzyılın başında Benin’den Elmina’ya kadar olan bölgeden köleler satın almaya başladılar. Kral 2. Joao döneminde Portekiz, Afrika kıyılarından gelen hazinelerle zenginleşmişti. Karabiber, fildişi, altın, hatta köle yükleri öylesine önem kazanmıştı ki, bu ürünler Gine Körfezi’ndeki limanlara kendi adlarını verdiler. Yüzyıllar boyunca bu sahiller Fildişi Sahili, Altın Sahili gibi isimlerle anıldı. Elmina Kalesi, Altın Sahili gibi zengin bir bölgenin tam ortasında olması sebebiyle bölgedeki Portekiz varlığı için kritik derecede öneme sahipti. Ayrıca kale, Sierra Leone ve Timbuktu’ya kadar uzanan keşif yolculukları için de önemli bir destekti.

PAYLAŞILAMAYAN TOPRAKLAR

17. yüzyıla geldiğimizde, Kuzey Afrika’daki ticaretin büyük kısmını artık sadece kölelerin satılması oluşturuyordu. Elmina Kalesi de, Atlantik köle ticaretinde önemli bir rol oynuyordu. Kabile reislerinden ya da krallardan değiş tokuş yoluyla alınan kölelerin toplanma yeri olarak kullanılıyordu kale. Köleler genelde Afrika’nın derinliklerinde kıyı kabilelerinin köle avcıları tarafından yakalanıyor ve Portekiz tacirlerine tekstil ürünleri veya at karşılığı satılıyordu. Köleler, kaledeki “geri dönüşü olmayan kapı”da tutuluyor ve buradan, Brezilya’daki kolonilere ya da diğer Portekiz kolonilerine satılıyordu.

Elmina Kalesi sırasıyla Portekizliler, Hollandalılar ve İngilizler arasında el değiştirdi. 15. ve 16. yüzyıllarda Portekizliler, önce Kastilyalılar’ın sonra Fransızlar ve İngilizler’in ticaretteki tekellerini kırmak için gösterdikleri girişimlere rağmen, büyük bir yükseliş yaşıyordu. Ancak 16. yüzyılda Meksika’dan gelen büyük miktarda kaliteli altın, aniden altın fiyatlarını düşürdü. Bu sırada Portekiz kralı önemli miktarda askeri savunma harcamaları yapmaya başladı. Mina’ya ait olan kalyonlar, toplar, savaş gemileri de Portekiz savunmasına eklenince, Afrika’daki Portekizliler zayıfladı. Hollandalılar’ın saldırılarına karşı koyamayan Portekiz kolonisi 1637’de Elmina bölgesinden ayrıldı. Hollandalılar 1637’de kaleyi alıp 1642 yılına kadar Portekiz’i Altın Kıyısı’ndan tamamen çıkardılar. O zamana kadar, Portekizliler’in Kuzey Afrika’daki varlığına bekçilik eden Elmina Kalesi artık Hollandalılar’ın Altın Sahili’ndeki karargâhı haline gelecekti. Hollandalılar’ın hakimiyeti sırasında Elmina gelişiminin en yüksek noktasına ulaşacaktı. Şehir kalenin batısına kayacak ve 17. yüzyılın başında dört bin olan nüfus 17. yüzyılın sonunda 10 bine, 18. yüzyılda ise 15 bine çıkacaktı.

Hollanda, kaleyi ele geçirdikten sonra mimaride bazı değişikliklere gitmişti. Portekiz kilisesi müzayede salonuna dönüştürülmüş, Portekiz kilisesinin yerine, yeni bir Hollanda kilisesi inşa edilmiş, kuzey ve batı burçlarına ve nehir tarafına yeni binalar eklenmişti. 1774 civarında Hollanda kaledeki yenileştirme ve sağlamlaştırma çalışmalarını tamamlamış ve nehre bakan taraftaki yeni binalarla birlikte (500 metrekare) 3950 metrekarelik bir yaşam alanı oluşturmuştu kalede. Bu yeni binalarda hoş kokular salgılayan misk kedilerinin varlığı özellikle dikkat çekiyordu. Bu kediler büyütülüp parfüm endüstrisinde kullanılmak üzere dışarıya gönderiliyordu.

“Gine’nin kuzey ve güney sahilleri hakkında açıklama” isimli kitabın yazarı Jean Barbot, Elmina Kalesi’ni ziyaret etmiş ve Hollanda kilisesindeki Paskalya ayinine katılmıştı. Buradaki gözlemlerinde şöyle diyor: “Bu kale gücü ve kuvvetiyle ünlü olmuş. Gine sahillerindeki hiçbir kaleyle eşit değil. Büyük koyu kahverengi uzun kayalarla kare şeklinde inşa edilmiş, bu yüzden de toplara karşı sağlam bir sığınak. Ayrıca kaledeki taze su kaynağı veya yağmurla dolan iki kanal garnizonun ve gemilerin kullanımı için her zaman suyla doluydu. Depolar erzak ve mühimmatlarla dolu ve bakımlıydı.”

MİNA ULUSLARI

1871’de bölge İngiltere’nin hakimiyetine geçti. 1872’de ise Elmina Kalesi Hollandalılar tarafından İngiltere’ye teslim edildi. İngiltere Altın Kıyısı’na bağımsızlığını 1957 yılında bağışladı ve kale de oradaki koloniye, bugünkü Gana’ya verildi. O günden bu yana kale birçok farklı amaç için kullanıldı. İlk önce Gana’nın acemi polislerinin yetiştirildiği merkez oldu. 1972’de Gana Müze ve Anıtlar İdaresi tarafından alındı ve UNESCO tarafından “Dünya Mirası” listesine konuldu. Kısa bir süre önce Edinaman Ortaokulu tarafından kullanılıyorken şimdi tarihi bir müze. Hollanda Dışişleri Bakanlığı’nın da desteklediği “2015 Elmina Stratejisi”nin hedefi, Elmina’daki ortak kültürel mirası, Elmina’nın turistik, sosyal ve kültürel şartlarını yükseltmek için yapılan entegre bir planın parçası olarak korumak ve yönetmek.

Karayipler’de ve Güney Amerika’da kendisini Mina ulusları olarak tanıtan siyah diyaspora sayesinde, Elmina bugün, dünya tarihinde ve kültüründe ölümsüzleşti. Minalar, Batı Afrika’dan deniz yoluyla yeni dünyaya götürülen atalarının dilini, sanatını ve kültürünü uzun yıllar boyunca koruyan büyük bir Afrika kabilesi. Bölgede bulunan 37 kabile arasında en önemli üç kabileden (Mina, Ewe, Kabre) biri, ayrıca kendi diline de sahip. Kıtanın güney bölümünde en yaygın konuşulan iki Afrika dilinden biri Mina.

Afrika kıyılarında inşa edilmiş en büyük “köle ticareti kalesi” olarak bilinen Elmina’nın bugün bile çok kötü bir hatırası var. Ataları bu topraklardan gitmiş Afro-Amerikalılar kaleyi sık sık ziyaret edip köle zindanlarına çiçek bırakıyorlar. Şimdi pek çoğu atalarından çok daha iyi yaşam koşullarına sahip olsa da Elmina Kalesi’ni gezerek atalarının çektiği acılara ortak olmaya çalışıyorlar.



© 2009 Chronicle Dergisi