| Kapanan Parantezler | | Yazdır | |
|
Esma GÜNDOĞDU ERDAL İNÖNÜ (D. 1926) 1926 yılında Ankara'da doğdu. 1947 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nü bitirdikten sonra ABD'de doktora yaptı. 1956'da doçent, 1961'de profesör oldu. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği, 12 Mart 1971 öncesinde ODTÜ'de rektörlük yaptı. Sohtorik ailesinden Sevinç Sohtorik ile evli olan Erdal İnönü, İngilizce ve Fransızca biliyor. 1983 yılında SODEP Genel Başkanı olarak siyasete giren İnönü, 1985 yılında SHP Genel Başkanı seçildi. 1991'de Süleyman Demirel başbakanlığında kurulan DYP-SHP hükümetinde başbakan yardımcılığı yapan Erdal İnönü, bilahare aktif siyasetten ayrılarak SHP ve sonra CHP'nin Onursal Başkanlık sıfatını taşıyordu. Deniz Baykal'ın CHP'nin eski çizgisini tasfiye kararı üzerine bir kısım arkadaşıyla birlikte CHP'den istifa etti. 31 Ekim 2007'de ABD'nin Houston şehrinde hayata veda etti.
YILDIRIM AKTUNA (D. 1930) İstanbul'da dünyaya geldi. İzmir-Karşıyaka Lisesi'ni 1948'de bitirdikten sonra aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki öğrenimini askeri öğrenci olarak tamamlayarak, 1954 yılında tabip teğmen rütbesiyle mezun oldu. Aktuna, Yarbay rütbesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden emekliye ayrıldı. Sağlık Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Şişli Etfal Hastanesi'nde göreve başladı. Aktuna, 1972-1973 yılları arasında Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği'nde 1 yıl süreyle nörolojideki gelişmelerle ilgili incelemeler ve EEG üzerinde ileri çalışmalar yaptı. 28 Kasım 1979'da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliği'ne ve aynı hastanenin nöroloji kliniği şefliğine atandı. Aktuna, 1983 yılında hastane bünyesinde, Türkiye'de ilk olan “Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavi ve Araştırma Merkezi”ni kurdu. Aktuna, 30 Aralık 1988'de görevinden ayrılarak SHP'ye girdi ve 26 Mart 1989'da Bakırköy Belediye Başkanı seçildi. 2.5 yıl süren Bakırköy Belediye Başkanlığı'ndan sonra 27 Ağustos 1991'de görevinden ayrılarak DYP'ye katılan Aktuna, 20 Ekim seçimlerinde 1. bölgeden İstanbul Milletvekili seçildi. 49, 50, 53, 54 ve 55. hükümetlerde bakanlık görevinde bulundu. Liberal Demokrat Parti'ye 2003 yılında katılan Aktuna, bu partide de genel başkan yardımcısı olarak görev yaptı.
NUSRET ÖZCAN (D. 1958) 25 Kasım 1958'de, İstanbul-Eyüp'te doğdu. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. 30 yıl çeşitli basın kuruluşlarında gazeteci olarak çalıştı. İzlenim, Kayıtlar, Dergibi, Kafdağı dergilerinde edebi çalışmaları yayınlandı. En son Yeni Şafak gazetesinde editörlük yapıyordu. Özcan'ın Bizim Mahalle, Sokak Sesleri, Leyla ve Mecnun, Mustafa Kutlu Kitabı, Beşir Ayvazoğlu Kitabı ve Kar Kelebekleri isimli kitapları bulunmaktadır.
ŞAKİR SÜTER (D. 1950) Bergama'da doğdu. 1970 yılında Akşam gazetesinde muhabir olarak mesleğe başladı. Değişik gazetelerde muhabir, istihbarat şefi, haber müdürü, genel koordinatör, yayın kurulu üyeliği ve yazarlık görevlerinde bulunan Süter, meslek yaşamı boyunca haber, röportaj, dizi yazı ve hikayeler kaleme aldı. Kanal 6'da 28 ay boyunca her sabah gündemi yorumladı. Kanal 9 ve BRT'de de 200'ü aşkın “Galeri” isimli haftalık haber programı hazırladı. Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şube Başkanlığı ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliğinde de bulundu. Süter, 1990 yılından bu yana İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde “Uzmanlaşmış Gazetecilik” dersini veriyordu. Süter'in “Merkez Sağda Tapu Kavgası”, “Beyaz Elbiseli Kadın” ve “Derin Halk” isimleriyle yayınlanan üç kitabı ile “Fıkralar ve Fıkracılar” isimli yayına hazırlanan bir kitabı bulunuyor.
MUSA ÖĞÜN (D. 1920) Emekli Korgeneral Musa Öğün, Kars'ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya geldi. 1940 yılında Harp Okulu'ndan mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kademelerinde görev yaptıktan sonra 1961-1963 ve 1967-1969 yılları arasında Türkiye'nin Moskova Büyükelçiliği'nde askeri ataşelik görevinde bulundu. 12 Mart Muhtırası'nın ardından 2 Ağustos 1971'de TRT Genel Müdürlüğü'ne atandı. 30 Ağustos 1973 tarihine kadar bu görevini sürdürdü. 1977 yılında Erzurum'daki 9'uncu Kolordu Komutanlığı görevinden emekliye ayrıldı. Musa Öğün emekliliğinin ardından 17'nci Dönem Kars milletvekili olarak Parlamentoda görev yaptı. Öğün, Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin kurucu genel başkan yardımcısıydı.
MEHMED UZUN (D. 1953) 1977 yılından beri İsveç'te yaşıyordu. Kürtçe, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. İlk romanı 1985'te yayınlanan Uzun hakkında Türkiye'de çok sayıda dava açıldı. Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp'te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Uzun bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı. Mehmed Uzun, 'Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık' romanı ve 'Nar Çiçekleri' adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı. Aynı yıl Türkiye Yayıncılar Birliği'nin her yıl verdiği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü'nü, roman sanatına ilişkin belirleyici katkılarından dolayı Berlin Kürt Enstitüsü'nün Edebiyat Ödülünü, edebiyat ve sözün özgürlüğüne ilişkin duruşundan dolayı İskandinavya'nın en önemli ödüllerinden olan Torgny Segerstedt Özgürlük Kalemi Ödülünü ve 2002'de İsveç kültür yaşamına sunduğu katkılarından dolayı İsveç Akademisi'nin Stina-Erik Lundeberg Ödülü'nü aldı. Vefatından kısa bir süre önce Türkiye'ye dönen Mehmet Uzun, Diyarbakır'da yaşamını yitirdi
MÜBECCEL KIRAY (D. 1923) 1923'te İzmir'de doğdu. 1940'ta İzmir Lisesi'nden, 1944'te Ankara Üniversitesi'nden mezun oldu. 1946'da Ankara Üniversitesi'nden Antropoloji doktorasını yaptı. 1960'ta doçent, 1966'da profesör oldu. 1959 yılından 1973 yılına kadar Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Sosyal Bilimler Bölümünün gelişmesine emek verdi. 1973'te ODTÜ'den ayrılarak “Morris Ginsberg Fellow” olarak London Schools of Economics'e gitti. Dönüşünde önce İTÜ'de 1982'den sonra da Marmara Üniversitesi'nde çalıştı. Bu arada bir yıl University of Texas in Austin'de ders verdi. 1989'da emekli oldu. Çalıştığı süre içerisinde Norveç Bergen Üniversitesi'nde Kahire Amerikan Üniversitesi'nde, ABD Berkley Üniversitesi'nde, Zürih Teknik Üniversitesi'nde seri konferanslar verdi. Mübeccel Kıray, ODTÜ Mustafa Parlar Ödülü, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Fahri Doktor ünvanı ve Aydınlanma Kadınları Ödülünü aldı. 1994'te Kıray Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şeref üyeliğine seçildi. Türkiye'de sosyolojinin üniversitelerde kurumsallaşmasında çok önemli rol oynayan ve toplumsal değişmeyi ele alma tarzı ile bir ekol oluşturan Mübeccel Kıray'ın en çok referans verilen eserleri Ereğli, Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası, Social Stratification as an Obstacle in Development ve Örgütleşemeyen Kent isimli kitaplarıdır.
CÜNEYT KORYÜREK (D. 1931) Liseyi TED Ankara Koleji'nde, üniversiteyi Fresno State College, Kaliforniya'da tamamladı. Gazetecilik, Halkla İlişkiler, Yakın Çağlar Tarihi okudu. Askerliğini Genelkurmay Başkanlığı'nda yedek subay olarak yaptı, burada o tarihte general olan Cevdet Sunay'ın tercümanı olarak çalıştı. Çalışma hayatına serbest muhabir ve basın danışmanı (1960 Roma Olimpiyatları ve 1960 A.B.D. Seçimleri) olarak başlayan Koryürek, Ankara'da Turkish Daily News'da Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştı. 1962'de sahibi ve yöneticisi olduğu Delta Ajans'ı Ankara'da kurdu. Reklam ve Halkla İlişkiler konusunda çalışan Delta Ajans 1973'te İstanbul'a taşındı. Koryürek, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yüksek Gazetecilik Okulu'nda Reklamcılık, Ankara İktisat Fakültesi Yüksek Gazetecilik Okulu'nda Halkla ilişkiler, İstanbul Marmara Üniversitesi Yüksek Gazetecilik Okulu'nda Gazetecilik dersleri verdi.Cumhurbaşkanı Sunay'ın Basın Müşavirliğini yaptı, Halkla İlişkiler Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. “Avrasya Kıtalararası Maratonu” Yarış ve Organizasyon Direktörlüğü yaptı, Yedi Olimpiyat'da gazeteci olarak çalıştı. Olimpiyatlar konusunda TRT'de programlar yapan Koryürek, bu konuda yayınlanan iki kitabına ilaveten, İstanbul Olimpiyatları Hazırlama ve Düzenleme Kurulu için de bir kitap hazırladı. Ayrıca, “Lider ve Liderlik” ve “Harf İnkılabı” adlı kitapları yazdı. Cumhuriyet, Hürriyet, Yeni Yüzyıl, Radikal ve Sabah gazetelerinde özellikle atletizm ve olimpiyatlar konularında, aynı zamanda da genel içerikli konularda yazılar yazdı ve köşe yazarlığı yaptı.
SABAHATTİN ZAİM (D.1926) Prof. Dr. Sabahattin Zaim, 1926 yılında Makedonya'nın İştip kasabasında doğdu. Ailesi ile birlikte 1934'te İstanbul'a göç etti. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Şube kısmında (1947) tamamladı. 1953 tarihinde İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Kürsüsü'nde asistan oldu ve tam 40 yıl aralıksız bir şekilde bu üniversitede doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yaptı. Suudi Arabistan'daki Melik Abdülaziz Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi, Sakarya Üniversitesi'nde de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin kurucu dekanı olan Zaim, 1998 yılında emekli olarak yarım asırlık akademik hayatını tamamladı. Zaim, 1998-2000 yıllarında da YÖK üyeliği yaptı. Çalıştığı süre boyunca binlerce öğrenci ve bilim adamı yetiştiren ve bu nedenle hocaların hocası olarak anılan Prof. Zaim'in akademi ve fikir dünyasındaki ünü tüm dünyaya yayılmış bulunuyor.
ERHAN BENER (D. 1929) Babasının görevli olarak bulunduğu Kıbrıs'ta doğdu. İlk, orta, lise öğrenimini Anadolu'nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamladı. 1950 yılında, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1956 yılında aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi'nden lisans diploması aldı. 1950-1975 yılları arasında, yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli görevlerde bulundu. ABD'den Hindistan'a, Danimarka'dan İsrail'e kadar çeşitli ülkelerde görev yaptı. 1975 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Emekliliğinden sonra kısa bir süre de avukatlık yaptı. Edebiyat yaşamına, 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle atılan Bener'in kimi yapıtları yabancı dillere çevrildi. Romanları, öyküleri, anıları, denemeleri ve tiyatro oyunları dışında, çocuk kitapları, çevirileri, radyo oyunları ve sinema-TV'ye yansıtılan romanları ve senaryoları vardır. Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülü'ne, Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası'na, Fransa'nın l'Officier des Arts et des Lettres (Sanat ve Edebiyat Ustası) unvanına sahiptir.
VİTALİ HAKKO (D. 1913) Vakko mağazalarını kuran ünlü işadamı ve modacı. 1934 yılında Şapka Devrimi'nin ilk günlerinde Şen Şapka mağazasını açarak iş dünyasına adımını attı. Şapkanın modası geçtikten sonra eşarp satmağa başlayan mağazasına Vakko adını verdi. 1962 yılında Beyoğlu'nda ilk mağazasını açtı. Beyoğlu'ndaki bu mağaza açıldığı dönemde Türkiye'nin o zamana kadar açılmış en büyük mağazasıydı. O zamandan beri Vakko mağazaları Türkiye'nin en saygın giyim mağazalarından biri olarak bilinmektedir. Gençlere yönelik Vakkorama mağazalarıyla birlikte 20'yi aşan sayıda şubeleri vardır. Vitali Hakko, ilerleyen yaşlarında mağazaların yönetimini diğer aile üyelerine özellikle oğlu Cem Hakko'ya bırakmış olmakla birlikte, halâ mağazaların yönetimine katkıda bulunmaya devam etmekteydi. Anılarını “Hayatım Vakko” başlığı altında 230 sayfa halinde kitaplaştırdı ve 1997 yılında yayınladı.
FAHİR AKSOY (D. 1916) 1916 yılında İstanbul'da doğdu. Fevziye ve Edirne liselerinde, İngiliz ve Amerikan Koleji'nde öğrenim gördü. Çalışma yaşamına gazetecilikle başladı (1935). Vakit ve Edirne Postası gazetelerinde ilk yazıları yayınlandı. Sonra birçok gazete ve dergide sanat konularında inceleme, deneme, öykü, eleştiri ve röportaj dallarında muhabirlik ve yazarlık yaptı. Bir süre Basın Yayın Dış Haberler Dairesi'nde redaktör olarak çalıştı. 1947'de siyasi bir gazete, 1974'te kültür ve sanat konularını içeren Köken adlı bir dergi yayınladı. Halk sanatı, Mevlevi sanatı, Bektaşi sanatı üzerine televizyon için üç filmin metnini yazdı, danışmanlığını yaptı. Ayrıca 6 tane belgesel film çekti. Sanatta Batı Öykünmeciliği ve Üç Yazarla Tartışma, Türk Resminde Değişme ve Yenileşme, Hacıbektaş Veli Yaşamı ve Sanata Yaklaşımı, Naif Sanat ve Türk Naifleri kitaplarını kaleme aldı. Ayrıca yurt içinde ve dışında 120 resim sergisi düzenledi. Fahir Aksoy, en çok bilinen eseri Kürdün Meyhanesi'nde, Ankara'da 1944-1960 arası, yanan Milli Eğitim Bakanlığı'na çok yakın bir restoran-meyhane olan 'Yeni Hayat Lokantası' (sahibinin Kürt oluşundan dolayı Kürdün Meyhanesi diye anılıyor) adında bir mekânda oluşan ilginç olaylar ve kişilerle ilgili anıları anlatıyor.
SAVAŞ DİNÇEL (D. 1942) 1942 yılında İstanbul'da Fatih'te doğdu. Koca Ragıp Paşa İlkokulu'nda, İstanbul Erkek Lisesi'nde ve İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro bölümünde okudu. Tiyatro Bölümünde okurken tiyatrodan başka çizerliğe merak saldı. Amatör tiyatroculuğun yanısıra karikatürü de amatör olarak sürdürdü. İlk kez İstanbul Şehir Tiyatroları'nda profesyonel oldu. Sırasıyla Münir Özkul Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, yeniden İstanbul Şehir Tiyatrosu, Miyatro Vatandaş Tiyatrosu'nda çalıştı, yine Şehir Tiyatrosu'nda çalışırken 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasıyla Şehir Tiyatroları'ndan uzaklaştırıldı. Bir süre tiyatroya ara verip GÜM'de (Güldürü Üretim Merkezi) profesyonel karikatür çizeri olarak çalışmaya başladı. Tekrar tiyatroya dönünce karikatür ve afiş çalışmalarına tiyatroyla birlikte devam etti. Üç yıl Günaydın gazetesinde TONTON adlı bant karikatürü çizdi. Bu arada Şan Müzikholü'nde ve Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra, önce konuk olarak sonra da Danıştay kararıyla Şehir Tiyatroları'na geri döndü. Bir süre orada Oyuncu-Yönetmen olarak çalıştı. Bunun yanısıra afişçilik (amatör) ve çizerliğini sürdürdü. Daha önce iki karikatür sergisi açtı. “Çizgilerle Nazım Hikmet” adlı çizgi roman türünde el yapımı kitabı yüzünden yargılandı. Bu kitap müsadere edilip Seka fabrikasında hamur haline getirildi.
BİR DUAYEN GÖÇTÜ:
AHMET AYDIN TANSAN (D. 1933) 7 Şubat 2008 Perşembe günü bir eczacılık duayeni olan Ahmet Aydın Tansan'ı toprağa verdik. Ahmet nereden çıktı demeyin. Geleneğimizin güzel bir örneği olan göbek adı koyma kültürümüz içinde, Aydın'ın da göbek adının Ahmet olduğunu musalla taşında öğrendik. Rahmete vesile olsun. Aydın, İkinci Dünya Savaşı'nın zor günlerini tanımış ve yaşamış bir arkadaşımızdı. Renkli muşamba perdeler veya renkli kağıtların pencereleri örtmeye çalıştığı “Pasif Korunma” günlerinin ürpertici alarm seslerini işitmişti. Mahallenin bir aile gibi olup, mensuplarını sarmaladığı ve kendi kendine yettiği günlerde haşarı ve hareketli arkadaşlıkları tanıyıp, neşesine varmıştı. Verme ve paylaşmayı görmüştü. Aydın'ın hayat seyrinde çok yönlülük vardır. Talebe Birliği başkanlıklarından başlayarak Eczacılık Odası ve benzeri kuruluşlarda yöneticilik yapmıştı. Eczacılığın yanı sıra hukuk, siyaset, ekonomi alanlarında çalışarak, milli ilaç sanayimiz için çetin mücadeleler vermişti. Aydın etkili bir hatipti. Üniversite yıllarından gelen istidatları gelişmişti. Dürüsttü, tevazu ve vakar sahibi idi. Ancak kendisinden yeterince istifade edilememişti. Burada mahviyetkâr ve hatta mahçup tavır nice geriden gelenlerin yol almasına geçit vermişti. Neyzen Tevfik'in “Felek bize körler diyarında ayna sattırıyor” sözü Aydın için tam anlamıyla geçerliydi. Eczacılık mesleğinin hızla itibar kaybetmesi, sağlık ve verimlilik konusunda yetişmiş insan gücündeki kaynak israfı Aydın'ı hep üzmüştü. Liselerin çalışkan ve potansiyel taşıyan öğrencileri eczacılığı tercih ederek vasıflı insan gücünün bu mesleğe yönelmesini sağlamıştı. Oysa bu değerli insan gücü kaynağı kullanılamamış ve makro seviyede değerlendirilememişti. Böylece enflasyonist bir birikim meydana gelmişti. Dünya ülkelerinde eczacılık mesleğinin taşıdığı saygınlığı ve verimliliği ortaya koyamaz duruma düşen mensuplar ekonomik zorlukların mecburu haline düşmüştü. Aydın, eczanesinde beyaz gömlekli haliyle saygınlık duyurarak bulunurdu. Eczacılığı kündeye vurmaya yönelik bir davranışa karşı cesaret bırakmadığı gibi kapıdan içeri girenlere yaydığı bir hürmet hissi yaşanırdı. Aydın yıllar öncesinin eczacı tiplemesinin bilge bir örneği ve duayeniydi. Adalar kültürü İstanbul'un ayrı bir kültür boyutudur. Şiir ve musikide seçkin bir yeri vardır. Adeta, Kınalı, Burgaz, Heybeli ve Büyükada sıralamasında birinin diğerine tercih edilemezliği vardır. “Yine bu yıl ada sensiz içime hiç sinmedi”, “Adalardan bir yar gelir bizlere”, “Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardı”, “Ada sahillerinde bekliyorum” devamla “Çamlarda şafak rengi gibi gönlüme aktın” benzeri şarkılarda adaların havası gönülden gönüle eser. Bir İstanbul çocuğu olan Aydın da Burgaz adasına büyük bir sevgi ile tutkundu. Kışın da günü birliğine gidip döndüğünü söylerdi. Misafirlerini iskeleden karşılar, süzme bir görgü ile misafir ederdi. . Aydın'ı ve eşini birbirlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Onlar talebelik yıllarında birbirlerini tanımış ve sevmişlerdi. Elli yılı aşan bu sevgi azalmamış, bilakis çoğalmıştı. Aydın eşine her zaman bir İstanbul efendisi ölçeğinde müzahir olmuştu. Aydın gönülleri bir araya getirici bir kişilik ve davranış ortaya koymuştu. Eczacı camiasının hep ağabeysi olmuştu. Eczacı hanımlarla evli bulunanlar bir bakıma enişte muamelesi görmüşlerdi. Bazen haşin ve bigâne mizaçlı olan eniştelerin de takibini sürdürmüştü. Onları camiaya yakınlaştırmıştı. Doğrusu değerli eşi Aynur Tansan da hep Aydın'ı desteklemişti. Beraber olma, neşe ve sevinci dostlarla birlikte paylaşma, hayatlarında, o kadar yer bulmuştu ki, küçük oğulları Burak'ın sünnet düğünü, çok sevdikleri Şile'de gece yatılı davetlilerle beraber olarak Fener'e yakın güzel ve şirin bir otelde yapılmıştı. Kaç hanım bu külfetli misafir davetini yüklenebilir? Arkadaş ve dostlarına hep beraberliği tadını ve neşesini vermişlerdi. Aydın, Haliç kıyısında, Halıcıoğlu semtinde eczacılık yaptığı gibi Beyoğlu'nun göbeğinde de uzun yıllar eczacılık yapmıştı. Hiçbir zaman uyum güçlüğü çekmemişti. Bahsolunduğu gibi mahalleyi tanımış olması, insan sevgisi ve yardım etme duygusu, Halıcıoğlu'nda unutulmaz hatıraların yaşanmasını sağlamıştı. Vefat ettiği vakte kadar Halıcıoğlu'ndan yakın dostları ile beraberlikler düzenlemişti. Hiçbir taviz vermeden ona pek yakışan kabadayı rüzgarı ile tabiri caiz ise tokata yakın duranlara da patlatmıştı. Aydın ve seçkin eşi eczacılık muhitine hep kol kanat germişlerdi. Bu satırların yazarının eşi, 1965 yılında Nişantaşı'nda eczane açarken, son hazırlık gecesinde, sabaha kadar sınıf arkadaşları Aynur ile Aydın, ilaçları raflara yerleştirmede yanlarında bulunmuşlardı. Aydın'ın sevenleri ve sevdikleri vardı. Fakat nükteyi bu kadar çok seven insandan kırılan olmamıştı. Yıllar önce Hac'dan dönmüş bir eczacı hanım arkadaşına bir grup ziyareti yapmadan önce, telefon ederek, çok kapalı ve örtülü bir kıyafete bürünüp erkeklerin elini sıkmamasını söylemiş; hepsini şoke etme kurgusu yapmıştı. Keza, siyasete meraklı ve eczacı hanım arkadaşının eczacı grup toplantısındaki parti tanıtımı karşısında “Bak soralım arkadaşlara senin partinin ismini kaç kişi biliyor?” demiş ve kahkahalara vesile olmuştu. Farklı siyasi görüşleri olan arkadaşları ile olan sohbetlerde saygılı ve sabırlı davranışın edebini hep taşımıştı. Aydın'ın eczanesi çeşitli alanlarda şöhretli ve farklı insanların da uğrak yeri olmuştu. Hatta üniversite hocalarından ziyaretçileri olurdu. Ecevitlere kadar uzanan çeşitli siyasilerin eczaneye uğradıkları bilinirdi. Aydın eğilip-bükülmeyen kişiliği ve davranışı ile sağlam duruşunu sürdürürdü. İki çok kıymetli evladını yüksek seviyede ikin insan olarak büyük bir şefkat ve sevgiyle yetiştirmişti. Cemiyete ve millete katma değerde bulunan bu insanlara bir gün torunların da katılmaları onun ruhunu şad edecektir. Şubat kışında değil de sanki, bir sonbahar günü sükunetinde, ikindi üzeri Aydın'ı, Burgazada'da toprağa verdik. Bir deniz kıyıcığında. Martı ve karabatakların gözleminde. “Ölmek kaderde var Yaşayıp köhnemek hazin” diyor, Yahya Kemal Beyatlı. Aydın da köhnemeden göçtü. Yine şair sürdürüyor: “Tekrar mülâki oluruz/Bezm-i ezelde/Evvel giden ahbaba/Selam olsun erenler.” Eyvallah da hasret ve özleyişi ne teselli edebilir? Belki, rahmet. Biz de onu diliyoruz.
Faik BİLGİ |